İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta, TBMM Genel Kurul Toplantısı’nda yaptığı konuşmada insanların bir çok konuda mağdur edildiğini ekonomiye dayalı bir çok konunun çözüm beklediğini söyledi.
İktidarın bir çok konuda olduğu gibi ekonomi konusunda da ciddi sıkıntılar yaşattığını kaydeden Usta, “En düşük emekli maaşı 5.500 liradan 7.500 liraya çıktı. Bir defa, bu, yine, muhalefetin bir başarısı onu tespit etmek lazım çünkü defalarca söyledik, bizzat şahsımın da kanun teklifi var. İYİ Parti Grubu olarak bunu Sayın Genel Başkanımız başta olmak üzere her birimiz defalarca dile getirdik. Niye? Yüksek enflasyon dönemlerinde yılda 2 defa düzenleme yapmak yetmez. Bu vatandaşı enflasyona ezdirmek anlamına gelir hem emekliyi hem asgari ücretliyi hem memur için aynısı yapılmalıydı. Diğerlerinde muvaffak olabilmiş değiliz, diğerlerine yapma konusunda Hükûmeti henüz ikna edemedik ancak en azından en düşük emekli maaşlarında bu yapıldı.” şeklinde konuştu.
ANCAK BAŞKA BİR ADALETSİZLİK DOĞURDULAR
En düşük emekli maaşının 7. 500 TL olmasına memnun olduklarını ancak hesapsız yapılan bu işin başka bir adaletsizlik doğurduğunu ifade eden Erhan Usta, bu konuda şöyle konuştu:
Bu yapılana biz “tamam” diyoruz, hatta İYİ Partinin programında “En düşük emekli maaşı asgari ücret kadar olmalıdır.” diyoruz. 7.500 asgari ücretin altındadır, 7.500’e çıkarılmasını doğru buluyoruz ancak sadece en düşük emekli maaşının çıkarılması başka bir adaletsizlik meydana getirmiştir. Bu da kabul edilebilir bir şey değildir, birçok emeklinin maaşı şimdi bir anlamda hiç artmamış olacak. Burada bu yüzde 36’lık artışın oransal olarak bütün emeklilere verilmesi gerekirdi. Emeklilerin neredeyse tamamının maaşları açlık sınırının altında zaten.
YA YÜKSEK PİRİM YATIRANLAR?
Böyle bir ortamda sadece alt sınırın artırılması ciddi bir adaletsizlik oluşturmuştur. Bakın, bu bir süre sonra şöyle bir sonuç ortaya doğuracaktır: “Niye ben yüksek miktarda prim yatırayım? Ben niye yüksek gün sayısında prim yatırayım?” diye bir noktaya gelecektir. Yani artık bir süre sonra herkesi, bütün emeklileri asgari, en düşük emekli maaşından aylık alır hâle getirecektir; sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği açısından da çok sıkıntılı, son derece yanlış bir uygulamadır.
BÜTÜN EMEKLİLERE VERİLMELİ
Dolayısıyla, talebimiz şudur: Olması gereken şey, yüzde 36’lık -5.500’den 7.500’e yüzde 36’lık artış varsa- bu artışın bütün emekli maaşlarına yansıtılmasıydı. Ya, bunu yapamıyorsunuz, bunun bir tık adaletsizi, hiç olmazsa seyyanen artış olarak bütün emeklilere 2 bin lira verilmesi lazımdı. Bizim Hükûmetten talebimiz budur, bunun mutlak surette yapılması gerekiyor.
BAĞKURLULARIN DERDİ NE OLACAK?
Usta’nın ekonomi noktasındaki yönetimsizlikten klaynaklı yaşanan diğer konulara ilişkin yaptığı konuşma ise şu şekilde:
Esnaf BAĞ-KUR ve tarım BAĞ-KUR’luların prim borçları sebebiyle oluşan borçları ve bu borçların gecikme cezası nedeniyle bir ihya borcu var.
İhya borcu gündemde yani -şimdi elimde dokümanları da var, gelen resmî yazılar var- çok yüksek miktarda ödemeler geliyor. Burada bir yapılandırma ihtiyacı var; bu, yapılandırma kapsamına -bilindiği üzere- alınmamıştı, bunun mutlak suretle yapılandırma kapsamına alınması vatandaşımızın talebidir. Burada zaten bu anlamda bir adaletsizlik vardı, bu adaletsizliğin giderilmesi lazım. Tarım BAĞ-KUR’lularının ve esnaf BAĞ-KUR’lularının bu anlamdaki sorunlarını çözmemiz gerekiyor.
GIDA YOKSULLUĞUNUN EN FAZLA KONUŞULDUĞU BİR DÖNEMDEYİZ
Bu, gıda fiyat artışı ve gıda yoksulluğu meselesi hakikaten son derece önemli. Bakın, şunu öncelikle ifade etmek lazım: Belki de İkinci Dünya Savaşı’ndan beri bu gıda yoksulluğu meselesinin Türkiye’de en fazla konuşulduğu bir dönemi yaşıyoruz.
Gıdaya erişimde ciddi sıkıntılar var. Bunun birinci nedeni, tabii, gelirin düşük olması, ikinci nedeni de gıda fiyatlarındaki çok aşırı, yüksek artışlar. Küresel gıda fiyatlarına bakıyorsunuz, dünyada düşmeye başladı ama Türkiye’de düşüş yok, fiyatlar hâlâ bizde çok yüksek gidiyor.
OECD içerisinde gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülkelerden bir tanesiyiz. Tabii, bu gıda yoksulluğu çocukların fiziki olarak ve zihinsel olarak yetişmesini, gelişmesini engelliyor. Mesela, biz yaptırdığımız çalışmalarda büyük şehirlerde çocuklarda bodurluğun başladığını tespit ediyoruz yani bu, gıdaya yeteri kadar erişememekten kaynaklanıyor. Şu anda asgari ücret ne kadar? 8.500 lira, 9.425 lira da açlık sınırı yani hepimiz biliyoruz ki çalışanların şu anda yüzde 60’ı açlık sınırının altında maaş alıyor, ücret alıyor. Yani yeterli gıdaya erişecek kadar ücreti olmayan bir insan, ondan sonra, bir de tutacak, giyimi kuşamı, ulaşımı, kirası, sağlık giderleri gibi diğer masrafları karşılayacak; bunlar mümkün değil. Dolayısıyla, neden kısıyor? Gıdadan kısıyor. Burası çok ciddi bir sorun ve uzun vadede ülkemizi ve insanlarımızı çok derinden etkileyecek bir husus.
SIKINTILAR CİDDİ BOYUTTA
Şimdi, emekli maaşlarına bakıyorsunuz, işte artık herkes emekli maaşlarını en düşükten almaya başladı, yüzde 80’i en düşükten alıyor. Yani bir ülkede asgari bir emekli maaş sınırı konulmamış olsa çok daha perişan olacak. Bunu koymak durumunda kalıyoruz ve emeklilerin yüzde 80’ini buradan maaş alıyor. Dolayısıyla, çok ciddi bir sorun var, bir defa gelir tarafının devlet tarafından artırılması lazım.
TARIM…
İkincisi, tabii, meselenin diğer bir boyutu üretim boyutu, tarımsal üretim yani bir ülke üretmezse üretmeyen bir ülkede tarım fiyatlarının veya gıda fiyatlarının düşük olması diye bir şey bekleyemeyiz. Artık, bugün yani son on beş yılda ülkemizde tarım arazilerinin geçmişte kullanılan, ekilen arazilerden yüzde 15 daha az ekildiğini biliyoruz. Tarımsal desteklemeler verimsiz, etkinsiz, yönlendirmiyor ürünü ve çok düşük miktarlarda tarımsal destek veriyoruz. Bunların her birini detaylı konuşma imkânımız olmadığı için sadece başlık olarak söylemek durumundayım. Tabii, bir ithalatla terbiye etme alışkanlığı var. Bu ilk olarak 2010’da filan başladı, bunun sonuç vermediğini artık bu Hükûmetin görmesi lazım yani “Aman şöyle olursa ben ithalata giderim, tarımsal ürün ithalatı yaparım.” Et ithal ettin de ne oldu? Bugüne kadar hiçbir sonuç alamadık, önemli olan tarımsal üretimi artırmamız lazım. Girdi fiyatları çok yüksek, bunu hepimiz biliyoruz. Mazotundan gübresine…
GÜBRE…
Gübreyle ilgili, gübre fiyatlarında son iki yılda özellikle girdi fiyatlarıyla ilgili bir felaket yaşanıyor. Şimdi, mesela biz diyoruz ki: Havza bazlı üretime geçilmesi lazım, bu ülkede hem üretim planlaması da yapılması lazım. Hangi, nerede… Mesela, Konya’da diyelim ki şeker pancarı ve mısır üretiliyor, zaten orada su sıkıntısı var yani artık bir üretim planlaması yapılması lazım, Tarım Bakanlığının bunlara çalışması lazım. On, on beş yıl önce Türkiye’de bunlar konuşuldu, AK PARTİ hükûmetleri döneminde konuşuldu ama on beş yılda hiçbir şey yapılamadı, artık tamamen tek başına bırakıldı.
Şimdi, eşik fiyat garantisi verilmesi lazım diyoruz biz İYİ Parti olarak ürünlerde yani bir üründe diyeceğiz ki vatandaşa: “Kardeşim, senin şu ürününde şu fiyatı garanti ediyorum.” Bunu söylemediğiniz zaman, ürün, ekilmez duruma geliyor; insanlar kazanamadığı için ekmiyor.
HAYVANCILIK…
Diğer taraftan, hayvancılık meselesi zaten büyük bir sıkıntı. 1’inci boyutu tarımsal üretimdi –başlık başlık söyledim- 2’nci boyutu da enflasyonla mücadele edilmesi lazım. Bugün, Türkiye’de enflasyonla mücadele yok; diğer enflasyon da düşmüyor, tarım, gıda enflasyonu da düşmüyor. Dolayısıyla, enflasyonla mücadele eden, doğru düzgün para politikası uygulayan sistem kurulmak durumundadır diyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.



