Ülkenin birçok şehrinde basın meslek örgütleri sesini yükseltirken Samsun’da sessizlik hâkim!
Gazeteciliğin gelişmesine katkı sağlamak ve gazetecilerin mesleki haklarını korumak için kurulan cemiyetler sessiz kalınca SOL Parti Samsun İl Örgütü harekete geçerek toplandı ve basın açıklama yaptı.
Açıklamada, Samsun basının neden sessiz kaldığını biliyoruz “İktidarın baskıları ve yerel yönetimler tarafından sağlanan maddi kaynakların kesilmesi tehdidiyle karşı karşıya olan Samsun basını maalesef sesini duyuramadı” denildi.
SOL Parti Samsun İl Örgütü üyesi Gökhan Törener tarafından okunan basın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
“SOL Parti Samsun İl Örgütü olarak buraya çağrı yaptık fakat görüyoruz ki bu çağrı, halkın haber alma hakkını savunan tüm demokratik kitle örgütlerinin de çağrısıdır. Geçtiğimiz cumartesi günü ülkemizde ‘Özgür basın susturulamaz’ diyerek basın meslek örgütleri sokağa çıktılar, seslerini duyurdular. Fakat Samsun’da durum farklıydı. İktidarın baskıları ve yerel yönetimler tarafından karşılanan maddi kaynakların kesilmesi tehdidiyle karşı karşıya olan Samsun basını sesini duyuramadı. Ama biz biliyoruz ki bu gidişata dur demek isteyen basın mensupları da bugün bizi dinliyorlar, görüyorlar. Bugün hem ‘Gazetecilik suç değildir’ diye haykıran basın mensupları adına hem de halkın haber alma hakkını savunanlar olarak buradayız.
Ülkemizde demokrasinin alanı gün geçtikçe daraltılıyor. Fon skandalıyla dökülen saray rejimi, yolsuzlukların hesabını vermek yerine özellikle gazetecileri içeriye atıyor. Ülkemizi bir bataklığa gömüyorlar. Halkın bunu duymaması için de özgür basının, gazetecilerin üstünden adeta boza ile geçiyorlar. Memleketimiz seçimsiz, muhalefetsiz bir yere sürüklenmek isteniyor.
Geçen yıl Tele1, kısa bir süre önce de Halk TV kapatıldı. T24’e, Evrensel’e, Mezopotamya Ajansı’na, Cin Dergisi’ne ve Sol Haber’e erişim engelleri getirildi. Binlerce hesap sosyal medyada sansürleniyor. Merdan Yanardağ, Murat Ağırel, Tuğba Tekerek, Fatih Ergin, Şaban Sevinç, Selahattin Günday, Derya Hakatan ve son olarak İsmail Arı… Pek çok gazeteci arkadaşımız cezaevlerinde tutuklu bulunuyor. Sadece son bir yılda 22 gazeteci tutuklandı.
SOL Parti Samsun İl Örgütü olarak buraya çağrı yaptık fakat görüyoruz ki bu çağrı, halkın haber alma hakkını savunan tüm demokratik kitle örgütlerinin çağrısıdır. Geçtiğimiz cumartesi günü ülkemizde ‘Özgür basın susturulamaz’ diyerek basın meslek örgütleri sokağa çıktılar, seslerini duyurdular. Fakat kentimizde durum farklıydı. İktidarın baskıları ve yerel yönetimler tarafından karşılanan maddi kaynakların kesilmesi tehdidiyle karşı karşıya olan Samsun basını maalesef sesini duyuramadı.
Ama biz biliyoruz ki bu gidişata dur demek isteyen basın mensupları da bugün bizi dinliyorlar ve görüyorlar. Bugün hem ‘Gazetecilik suç değildir’ diye haykıran basın mensupları adına hem de halkın haber alma hakkını savunanlar olarak buradayız.”
“TÜRKİYE’DE GAZETECİLİK, İKTİDARLARIN, SİYASİLERİN YA DA SERMAYENİN DEĞİL; HALKIN YANINDA OLMAKTIR!”
Basın açıklamasının devamını SOL Parti İl Örgütü Sözcüsü Şafak Yeşiltepe okudu.
Yeşiltepe’nin okuduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Türkiye’de gazetecilik, iktidarların, siyasilerin ya da sermayenin değil; halkın yanında olmaktır!
Ülkemizde gazetecilik uzun yıllardır baskılarla, davalarla, gözaltılarla ve tutuklamalarla sınanıyor. Çünkü gazetecilik, bu topraklarda yalnızca bir meslek değil; halkın sesi olma mücadelesidir.
Bizler, gerçeğin peşinde koşan, ‘Artık yeter, nefes alamıyoruz’ diye haykıran gazetecilerin yanındayız. Doğru habercilikten, özgür basından, halkın haber alma hakkından tarafız. Gazeteciliğin suç, haberin tehdit, gerçeğin sakıncalı sayıldığı; yalnızca gazetecilerin değil, itiraz eden herkesin sansürle, baskıyla ve cezalandırmayla karşı karşıya bırakıldığı bu düzene sessiz kalmayacağız.
Televizyon kanallarına kayyım atanan, haber sitelerine erişim engelleri getirilen, habercileri tutuklanan, sosyal medya hesapları kapatılan, gazetecilerin adeta bir köle düzeninde çalıştırılıp sosyal haklarının tırpanlandığı bir ülkede basın özgürlüğünden söz edilemez.
Hemen her gün bir basın kuruluşunun ya da habercinin hedef hâline getirildiği, yaptığı ya da yapmadığı haber nedeniyle gazetecilerin tutuklandığı, sosyal medya hesaplarının kapatıldığı, gazetecilerin açlıkla boğuştuğu bir ülkede demokrasiden de söz edilemez.
“GAZETECİLİK HALKTAN YANADIR”
Gazetecilik halktan yanadır. İşçinin hakkı gasp edilirken, emekçinin direnişi bastırılırken, kadınlar şiddete uğrarken, gençler geleceksizliğe mahkûm edilirken, yoksulluk büyürken ve kamu kaynakları sermayeye aktarılırken bunları görünür kılmak gazeteciliğin kamusal sorumluluğudur.
Gazeteci, iktidarın bilinmesini istemediğini gizlemekle değil, halkın bilmesi gerekeni açığa çıkarmakla yükümlüdür.
Bugün bedel ödeyen gazeteciler; iktidarın hoşuna gitmeyen sorular sordukları, kamu kaynaklarının nasıl harcandığını araştırdıkları, yolsuzluk iddialarını haberleştirdikleri, işçilerin direnişini, kadınların hak arayışını, LGBTİ+’ların mücadelesini, gençlerin itirazını ve ezilenlerin sesini duyurdukları için hedef alınıyor.
Kimi gözaltına alınıyor, kimi tutuklanıyor, kimi ev hapsine mahkûm ediliyor; kimi işini, gelirini ve mesleğini sürdürme olanağını kaybediyor. Kimi de sansürün ve baskının yarattığı güvencesizlik nedeniyle kendi kendini susturmaya zorlanıyor.
“HALKIN GERÇEKLERİ ÖĞRENME HAKKI İÇİN BEDEL ÖDÜYORLAR”
Onlar yalnızca bir haber uğruna bedel ödemiyor. Halkın gerçekleri öğrenme hakkı, kamu gücünün denetlenmesi ve toplumun kendi geleceği hakkında özgürce karar verebilmesi için bedel ödüyorlar.
Bu nedenle gazetecilere yönelen baskı, aynı zamanda toplumun gerçeğe ulaşma hakkına yönelmiş bir saldırıdır.
Unutulmamalıdır ki gazetecinin kalemi kırılırsa toplum da karanlığa mahkûm edilir. İstenen de budur. Gazeteci yazmasın, toplum gerçekleri öğrenmesin.
Buradan haykırıyoruz: Sansür, otosansür, kapatmalar ve tutuklamalar sadece gazetecilerin sorunu değildir. Bu, toplumun en temel demokratik haklarının engellenmesi ve haber alma hakkına vurulan bir darbedir.
Susturulan haber alma hakkımızdır. Engellenen bizim gerçeklere ulaşma hakkımızdır. Kapatılan, gerçekleri öğrenip politik irademizi oluşturma hakkımızdır. İşçinin, çiftçinin, esnafın, memurun, kadının, gencin; özetle bizlerin gerçekleri öğrenmemiz, gelişmelerden haberdar olmamız istenmiyor.
“TOPLUMUN YAŞAM DAMARLARI TIKANIYOR”
Son yıllarda Flash Haber TV, Ekotürk TV, Habertürk grubu, TELE1 ve son olarak Halk TV’ye kayyım atanmış ve bu kanallardan yapılan iktidara yönelik eleştirel yayınlar durdurulmuştur.
JINNEWS, Mezopotamya Haber Ajansı ve KAOS GL haber sitesine erişim engelleri getirilmiş, bu sürecin son halkası Türkiye’nin en çok takip edilen haber sitelerinden biri olan T24 olmuştur.
Bunun yanı sıra Evrensel, Kısa Dalga, Sol Haber, Yeni Yaşam Gazetesi ve Bianet gibi önemli haber sitelerinin sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirilmiş, birçok haberlerine ayrıca erişim engeli kararları alınmıştır.
Onlarca gazetecinin yanı sıra MLSA (Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği) ve İFÖD (İfade Özgürlüğü Derneği) gibi derneklerin hesaplarına da erişim engeli getirilmiştir.
Ayrıca kamu reklamlarından mahrum bırakılan ve yaşamakta zorlanan Gazete Duvar, TELE2 gibi mecralar ile yüzlerce yerel internet sitesi, gazete ve televizyon yayın hayatına son vermek zorunda bırakılmıştır. Tüm bunlar, toplumun yaşam damarlarının tıkanmasına örnektir.
“SESSİZLİĞİ BOZUN! DAYANIŞMAYI BÜYÜTÜN!”
Demokrasi, ifade ve basın özgürlüğü bütün toplumun ana damarlarıdır. Tüm yurttaşlarımızı gazetecilerle dayanışmaya, gazeteciliğe ve habere sahip çıkmaya davet ediyoruz.
Sessizliği bozun! Dayanışmayı büyütün! Sansüre karşı yan yana gelin!
Bugün yalnızca iktidarın sansür politikalarını değil, bu baskılar karşısında susmayı, görmezden gelmeyi ve dayanışmadan kaçınmayı da sorgulamak zorundayız.
SOL Parti olarak halkın haber alma hakkını savunan demokratik kitle örgütleriyle birlikte, tek talepleri özgürce mesleklerini yapmak olan gazetecilerin yanındayız. Yanlarında olmaya devam edeceğiz.
“BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ SADECE GAZETECİLERİN DEĞİL, TOPLUMUN TÜM KESİMLERİNİN SORUNUDUR”
Bir kez daha vurgulamak gerekir ki basın özgürlüğü sadece gazetecilerin değil, toplumun tüm kesimlerinin sorunudur. Basın özgür değilse toplum habere ulaşamaz. Özgür basın yoksa özgür toplum yoktur!
Ülkeyi karanlığa boğmaya çalışan saray rejimine açıkça sesleniyoruz:
Tutuklu basın mensuplarını serbest bırakın! Haberin üzerindeki yargı sopasını geri çekin! Medyada kayyım uygulamalarına son verin! Hukuksuz erişim engellerini sonlandırın! Kamu reklam ve ilanlarını adil ve eşit dağıtın!
Kısacası, halkın haber alma hakkı için anayasa ile güvence altına alınmış olan basın özgürlüğünü ortadan kaldıran saldırılardan vazgeçin.
Sansüre, karartmaya, kayyımlara ve tutuklanma furyasına karşı direnen basın emekçilerinin yanındayız.
Buradan kamuoyuna da çağrımızdır: Haber hakkına sahip çıkın. Gerçeğin susturulmasına izin vermeyin. Bu karanlığı dayanışmayla aşacağız. Susmayacağız, gerçekleri yazmaya ve savunmaya devam edeceğiz.
İsmail Arı, Merdan Yanardağ ve Murat Ağırel şahsında tutuklu tüm gazetecilere özgürlük! Gazetecilik suç değildir!”



